10/10/2006

AB'YE UYUM SÜRECİ VE SERMAYE PİYASALARI

 

Türkiye’nin AB’ne uyum çalışmaları 1999 yılı Helsinki zirvesinin ardından daha ciddi bir boyut kazanarak hızlanmıştır. Türkiye’ye adaylık statüsünün verildiği bu dönemeçle birlikte ekonomik alanda ciddi reform çalışmaları gözlenmektedir. Bu anlamıyla diğer alanlarda olduğu gibi sermaye piyasası alanında da AB’ye uyum yönündeki  çalışmalar yeni olmayıp belli bir geçmişe dayanmaktadır. 3 Ekim 2005 tarihinde müzakerelerin başlaması yeni bir değişiklik yaratmamış olsa olsa önceden hazırlanan yol haritasından sapmayı yada gevşemeyi önlemiştir.

 

 

AB Komisyonu’nun İlerleme Raporları’nda sermaye piyasaları alanında yapılanlara yönelik olarak ulaşılan seviye olumlu olarak değerlendirilmektedir. Bu anlamıyla sermaye piyasaları açısından müzakere sürecinde Türkiye’nin çok fazla zorlanmayacağı söylenebilir. Raporda hisse senedi piyasasında önemli gelişmelerin gözlendiği, uyum çalışmalarının ileri seviyeye geldiği, piyasanın büyük ölçüde yabancı katılımcıların girişine açık olduğu belirtilmektedir.

 

 

AB’ye uyum yönünde atılması gereken en önemli adımların başında mevzuat uyumu gelmektedir. Bu yönde ciddi adımlar atılmakta yeni Sermaye Piyasası Kanunu taslağı hazırlanmış ve tartışmaya açılmış bulunmaktadır.

 

 

Kanun tasarısında ihraççılara tanınan muafiyetler,izinsiz halka arzlarla ilgili düzenlemeler, çağrı yükümlülüğü, genel kurullarda elektronik oylama, şirketlerin kendi hisselerini alabilmesi, kayıtlı sermaye sisteminde yönetim kurulunun yetki süresinin belirlenmesi, halka açık şirketlerin birleşme ve bölünmeleri, sermaye piyasası faaliyetlerinin yeniden dizayn edilmesi, yatırım fonları ve ortaklıklarının AB’ye uyumu ve yatırımcıları koruma fonunun kapsamının genişletilmesi gibi hususlar yeniden ele alınmıştır.

 

 

Öte yandan AB normlarıyla uyumlu mevzuatın uygulanmasında gerekli bilgi işlem alt yapısını tamamlamak üzere yabancı uzmanlardan teknik destek alınacak. Teknolojik alt yapı çalışması devam etmekte. Kaynak ise AB fonlarıyla temin edilecek.

 

 

Kurul Aralık 2004 tarihinde imzaladığı  bir deklarasyonla AB’ye uyum konusunda 7 başlık belirleyerek nelerin yapılacağı konusunda bu başlıklar altında açıklama yapmaktadır. Söz konusu başlıklara aşağıda yer verilmiştir.

 

 

I. HALKA AÇIK ŞİRKETLER

 

 

1. Kurumsal yönetim ilkelerinin uygulanması yaygınlaştırılacaktır.

2. Birleşme ve bölünme işlemlerin düzenlenmesi.

3. İzahnamelerle ilgili detaylı düzenlemeler yapılması.

4. İçeriden öğrenilen bilginin açıklanması ve kontrolü ile ilgili yeni düzenlemeler yapılacaktır.

5. Ortaklıkların kendi hisse senetlerini iktisap etmeleri sağlanacaktır.

6. Kayıtlı sermaye sisteminde yönetim kurulunun yetki süresi belirlenecektir.

7. İzinsiz halka arzlarda ortakların mağduriyetini önleyici düzenleme yapılmasına çalışılacaktır.

8. Halka açık banka ve sigorta şirketlerine ilişkin düzenleyici otoriteler arasında işbirliği artırılacaktır.

9. Muhasebe ve bağımsız denetim standartları ile derecelendirme faaliyeti ve değerleme uluslararası standartlarda yapılacaktır.

 

 

II. KURUMSAL YATIRIMCILAR

10. AB’ye giriş sürecinde kurumsal yatırımcıların rekabet dezavantajları ortadan kaldırılacaktır.

11. Yatırım fonları kurucularına getirilmiş kısıtlama kaldırılacaktır.

12. Fonlar tamamen açık uçlu hale getirilecektir.

13. Değişken sermayeli yatırım ortaklıkları (DSYO) kurulabilecektir.

14. Saklama (custody-depository) faaliyeti düzenlenecektir.

15. Fon Yönetişimi (Fund Governance) esasları düzenlenecektir.

16. Girişim sermayesi yatırım fonu kurulabilecektir.

17. Bireysel emeklilik sisteminde işveren katkısını artırıcı çalışmalar yapılacaktır.

18. Konut finansmanı sistemi oluşturulacaktır.

 

 

III. ARACI KURULUŞLAR

1. Aracı kurumların sermaye tutarları ve faaliyet alanları yeniden düzenlenecektir.

2. Bankaların sermaye piyasası faaliyetleri AB’ye üyelik süreci ile birlikte yeniden ele alınacaktır.

3. Yabancı aracı kurumların Türkiye’de faaliyet göstermesi mümkün hale getirilecektir.

4. Sermaye yeterliliği gözden geçirilecektir.

5. Menkul kıymet ödünç piyasası yeniden yapılandırılacaktır.

 

 

IV. BİREYSEL YATIRIMCILAR

1. İmtiyazlı şirket ve banka yatırımcılarının zararlarının tazminine yönelik çalışmalara devam edilecektir.

2. Manipülasyon ve içerden öğrenenlerin ticareti suçlarının tanımları netleştirilecektir.

3. İhtisas mahkemeleri oluşturmaya çalışılacaktır.

4. Yatırımcı hakları güçlendirilecektir.

5. Çağrı yükümlülüğünde etkinlik artırılacaktır.

6. Yatırımcıları koruma fonunda AB düzenlemeleri ile paralellik sağlanacaktır.

7. Bireysel yatırımcıların eğitimine yönelik faaliyetler artırılacaktır.

 

 

V. BORSALAR, DİĞER SERMAYE PİYASASI KURUMLARI VE

PİYASALAR

1. AB müktesebatına uyum çerçevesinde zaman içerisinde doğabilecek rekabetçi yapıya hazırlıklı olmak üzere İMKB ve İAB yeniden yapılandırılacaktır.

2. KOBİ piyasasını işletecek şirket kurulacaktır.

3. Takas sistemi gözden geçirilecektir.

4. İMKB kotasyon koşulları AB düzenlemeleri ile uyumlaştırılacaktır.

5. Kaydi sisteme geçilecektir.

 

 

VI. BAĞIMSIZ DÜZENLEYİCİ OTORİTELER – FİNANSAL

HİZMETLER YASA TASLAĞI

1. Kısa vadede farklı finansal piyasaların alanlarında uzmanlaşmış farklı düzenleyici otoritelerce düzenlenmesi ve denetlenmesine devam edilecek, ancak düzenleyici otoriteler arasında etkin

işbirliği, koordinasyon ve bilgi paylaşımı sağlanacaktır.

2. Finansal Hizmetler Kanun Tasarısı Taslağı sermaye piyasasıfaaliyetleri açısından AB düzenlemeleri çerçevesinde revize edilecektir.

3. Bağımsız düzenleyici otoritelerin idari ve mali bağımsızlığı

güçlendirilecek, kuruluş yasaları ile teminat altına alınacaktır.

 

 

VII. SERMAYE PİYASASINDA VERGİLENDİRME

1. Vergilendirme sistemi sadeleştirilecektir.

2. Yabancı kurumsal yatırımcıların vergileme esasları gözden

geçirilecektir.

3. Sermaye piyasalarında vergilemeye ilişkin öneriler ilgili makamlara

sürekli bazda gönderilecektir.

10/10/2006

HAK ARAMA MEKANİZMASI KOLAYLAŞTIRILAMADI


Son yirmi yıllık borsanın tarihini incelendiğinde göze çarpan en önemli husus küçük  yatırımcının piyasadaki diğer aktörler tarafından mağdur edilmesidir. Aldığı onca darbeye rağmen   küçük yatırımcıların haklarını rahatça arayabileceği mekanizmaları oluşturulamaması ister istemez hak arayışların sınırlı kalmasına neden olmaktadır.

 

Küçük yatırımcıların en önemli hakkı mağduriyetlerinin giderilebilmesi açısından şüphesiz dava açma hakkıdır. Fakat bir bütün olarak dava masrafına katlanmak istemeyen yatırımcılar bu hakkı yaygın olarak kullanamamakta. Yasalarımızın toplu dava açma hakkını tanıyacak şekilde yapılacak bir düzenleme ile nemli bir sorun giderilmiş olacak. Bu anlamıyla toplu dava hakkının kullanılabilmesine imkan tanıyacak yasal düzenlemelerin yapılması şart. Toplu dava hakkı aynı zamanda suistimalde bulunanlar  üzerinde de ciddi bir baskı oluşturacaktır.


Küçük yatırımcılar son 20 yıllık süreçte gerek aracı kurumlar gerek halka açık şirketler ve gerekse kamu kurumları tarafından mağdur edildi. Buna bir de kendi zaafları  eklenince mağduriyeti hem katlandı hem de bu güne kadar devam etti.

 

Mevzuat açısından her ne kadar farklı yatırımcı katmanı olduğu kabul edilmiş ve ayrıntıya varan düzenlemeler yapılmış ise de bu kesimler arasında koruma açısından bir farklılığın olmaması dikkat çekicidir. Küçüklerin daha az imkanları olabileceği ve kısıtlı imkanları nedeniyle ayrıca korunma mekanizmalarına sahip olmaları gerekeceği göz ardı edilerek bu güne gelindi. Son noktada her hisse sahibinin şirket ortağı olduğu belirtilerek payı oranında hak ve yükümlülüğe sahip olunduğu söylenmekte. Şüphesiz yasal olarak bu böyledir. Ama bir de işin pratikteki yanı var. O da küçük hissedarın hiçbirinin şirketin ortağı olmak amacıyla hisse senedi almadığıdır. O hisse senedini elindeki küçük birikimini değerlendirileceği bir yatırım enstrümanı olarak görür.Yoksa şirket ortağı olma  mantığı ile hisse senedi alınmamaktadır.

 

Yatırımcıların imkan ve gücüne  bakılmadan hepsinin yasa önünde aynı düzlemde kabul edilmesinin sakıncaları geçen süre içinde  net bir şekilde ortaya çıktı. 1994 ve 2001 krizlerinin ardından borsada mağdur olan toplam yatırımcı sayısı 460 bini buldu. Halihazırda 1 milyon 79 bin  yatırımcı hesabı olduğu göz önüne alındığında mevcut yatırımcıların yarısı kadarının bu güne kadar zarara uğradığı görülecektir. Yapılması gereken koruma mekanizmasının güçlendirilmesi.

 

Aracı kurumların suistimali

 

Borsanın ilk kuruluşundan itibaren aracı kurumların hızla arttığını ve neredeyse her önüne gelene aracılık yetkisinin verildiği süreçten geçilerek bu güne gelindi. Hatta bir ara işlem gören hisse senedi sayısından fazla aracı kuruluş borsada faaliyette bulundu. Bu sert rekabet ortamında karlılıklarını artırmak için aracı kurumların yasal olmayan  yollara da başvurdukları görüldü.

 

Suistimallerin çarpıcı boyutu ancak 1994 krizinde ortaya çıktı. Bu döneme kadar aracı kurumların müşterilerine ait hisse senetleri izinsiz kullandıkları bindiği halde görmezden gelindi. Kriz geldiğinde aracı kurumlar müşterilerinden habersiz aldıkları hisse senetlerini yerine koyamadı ve ardından  bataklar peşi sıra geldi. Bu kriz nedeniyle 60 bin yatırımcı mağdur olurken kaybedilen kaynak 200 milyon dolardır.Yaşanan kriz piyasaya yıkıcı bir etki yaptı. Bu güne kadar 17 aracı kurum hakkında iflas davası açılırken toplam 98 aracı kuruluş piyasadan çekildi. Sermaye Piyasası Kanununun 1999 yılı değişikliği sırasında mağdurların zararların kısmen tanzimi amacıyla  Özel Fon getirildi. Fakat geçen süre zarfında yatırımcıların mağduriyeti hala giderilebilmiş değil.

 

Aracı kurumlar yasa kurallarına uymaları gerektiği gibi etik değerlere de uygun hareket etmeleri şarttır.

 

Kamu kurumlarının güven vermeyen icraatları

 

Özellikle hükümet  ve yasama organı yapıları itibariyle çeşitli baskı gruplarına açık olup bu grupların etkisi yada yönlendirmesiyle yasal düzenlemelere gidebilmektedir.Bu çerçevede küçük yatırımcıya bilerek yada bilmeyerek zarar verebilecek değişiklikler yada düzenlemeler mümkün. Konuya tipik örnek bankalar hakkındaki kanun olsa gerek. Siyasi iktidar bir yandan bankaların denetimini SPK'nın yetkisi dışında tutmayı tercih ederken diğer taraftan hakim ortağın kusuruyla el koyma halinde yönetimde olmayan hissedarın payına da el konabileceğini öngörmüştür. Öte yandan denetleyemediği bir bankanın Borsada işlem görmesine gerek  SPK gerekse İMKB izin verebilmektedir.

 

2001 krizi geldiğinde kamu kurumlarının ortak hatasının cezasını çeken yine yatırımcı oldu.  Krizin etkisiyle İMKB'de işlem gören dört banka  TMSF’ye geçerken 43 bin yatırımcı mağdur oldu. Kaybolan birikim ise 67 milyon YTL. Bankaların Fon’a devrinin ardından dalga bu defa banka  iştiraklerine sıçrayacak ve mağdur sayısı 400 bini bulacaktır.

 

Yaşanan somut örnekler yatırımcıların kamu kurumlarından da korunması gerektiğini öğretti.

 

Hakim ortakların, yöneticilerin suistimalleri

 

Borsada şu anda 303 şirket işlem görüyor. 1990 yılından bu yana toplam 80 şirket pazarlardan çıkarıldı.Çıkarılan şirket sayısı mevcut işlem gören şirketlerin dörtte birine denk geliyor. Küçük yatırımcıları en fazla mağdur edenlerin  bu gruptan çıkması ise dikkat çekicidir. Ticaret etiğinin oluşmaması yada yeterli seviyede oluşmaması kimi şirket sahiplerinin yada yöneticilerinin ellerindeki şirketleri haksız kazanç aracı olarak kullanmalarına neden oldu. Bu gruba giren kişilerin sayıca fazlalığı ister istemez suistimalleri arttırdı. Örtülü kazanç aktarımı, kötü yönetim, içerden öğrenenlerin ticareti, manipülasyon bu grubun tipik haksız kazanç yolları oldu.

 

Bu kesime ilişkin geçmişte yaşanan ve akılda kalan en önemli hadise  ise şirket yöneticilerinin bilinçli davranışları yada kusurları nedeniyle imtiyazları elinde alınan şirketler olsa gerek. Çukurova, Kepez ve Aktaş'ın imtiyaz sözleşmelerinin iptal edilmesi neticesinde 25 bin yatırımcı mağdur olurken 132 milyon YTL kayboldu.

 

Bu kesimden gelen bir diğer suistimal ise  ortak etme vaadi ile özellikle dini duygularla da oynanarak gerek Türkiye’de gerekse yurt dışında toplanan paralar oldu. SPK’nın daha fazla gecikmemesi mevcut mağduriyetlerin artmasına mani oldu. Kurul izinsiz halka arzlarda bulunan  45 civarında şirketi denetimden geçirdi. Fakat geçen süre zarfında gerçekleşen  zararın büyüklüğü ve mağdurların sayısı hakkında net bir veri bulunmuyor.


Küçük yatırımcı hem bilgisiz hem cesur

 

İster uzun süreli ister piyasada yeni işlem yapıyor olsun yatırımcılarımızın genel olarak tecrübesiz ve bilgi edinmeden, söylentilere göre alım satım yapan, riski seven bir özelliği bulunuyor. Kendisi oluşabilecek risklere karşın gerekli araştırmayı yapmadığı gibi herhangi bir tedbir almamakta, yardım yollarını kullanmamakta. Uğradığı haksızlıklarda hak arama yollarına başvurmaması karakteristik özelliği. 

 

Hak arama mekanizmasın darlığı nedeniyle küçük yatırımcı her şeyi devletten bekler konumdadır.Geçmişte yaşanan suistimaller aleyhine açılan dava yada hak arama yollarına başvuru sayısının azlığı bunun açık göstergesidir. Fakat buna karşın son İmar Bankası olayında farklı bir durumun yaşandığı da dikkatlerden kaçmamalı. İmar Bankası'nın yetkisiz hazine bonosu satması nedeniyle SPK aleyhine 12 bin 500 dava açılmıştır. Bunun önemli bir gelişme olduğunu düşünüyoruz.

 

 

Usulsüzlüklerle mücadele güçlenmeli

 

Küçük yatırımcı hem kamu kurumlarının hem aracı kurumların hem de hakim ortakların suistimaline  açık bir konumda bulunuyor. Geçen süre zarfında eksikliklerine rağmen Kurul yatırımcıların korunmasına yönelik aldığı bir dizi tedbirlerle önemli mesafe kaydetti. Fakat yine de arzu edilen bir noktada olmadığını bilmek gerekiyor.

 

Verilere bakıldığında  SPK bu güne kadar 399 kişiye piyasadan işlem yapma yasağı getirirken 2000 yılından bu yana idari para cezası verdiği kişi sayısı 1075. Kurul 17 aracı kurum hakkında iflas davası açarken 1994 yılından bu yana yaklaşık 1200 suç duyurusunda bulundu.

 

Suç duyurularının üçte biri 2002 yılından sonrasına ait. 2002 yılından itibaren toplam 406 suç duyurusu yapılırken bunlardan 248'i manipülasyon 4'ü de içerden öğrenenlerin ticareti suçu kapsamına giriyor. Aynı süre içinde mahkemeler de toplam 50 dosya karara bağlandı. Karara bağlanan dosyalardan sadece 1 tanesinde mahkumiyet çıkarken 39 dosya ertelendi 8 tanesi ise takipsiz kaldı.

 

Bu noktada dikkat çeken en önemli husus son yıllarda SPK'nın denetimini hızlandırdığı ve tespit ettiği usulsüzlükleri daha süratli şekilde yargı mekanizmasına ilettiği. Fakat buna karşın yargının hantallığının devam etmesi ve dosyaları sonuçlandıramaması dikkat çekiyor. Önemli bir diğer husus sonuçlananlardan sadece bir tanesinde mahkumiyetin  çıkması. Verilerden uzmanlaşmış bir mahkemenin gerekliliği ortaya daha net bir şekilde çıkıyor.

 

SPK'nın üç yıllık süre içinde sadece 4 tane içerden öğrenenlerin suçunu tespit edebilmesi bir diğer dikkat çekici nokta. Çıkan sonuç Kurulun bu suç kapsamında etkili bir denet yapamadığı. Zira tespit edilen suç sayısı borsanın gerçekleriyle uyuşmamakta. Denetim mekanizmasını daha da güçlendirmesi şart.

 

 

Sonuç
Piyasada özellikle kurumsal yatırımcılar sahip oldukları imkanlar ve bilgi kaynakları nedeniyle risklere karşı kendilerini koruyabiliyor. Fakat küçük yatırımcılar aynı güce ve yeteneğe sahip değil. Bu nedenle özellikle bu kesimin kendisini koruyabilecek mekanizmalara ve yapılandırmalara ihtiyacı var. Sadece devletin koruması yeterli değil.

Piyasanın klasik adli vakaları daha ziyade manipülasyon, içerden öğrenenlerin ticareti ve  çağrı yükümlülüğünün yerine getirilmemesi noktalarında yoğunlaşıyor. Mağdur olan küçük yatırımcılar yasal hakkı olduğu halde bu fiiller nedeniyle tazminat  davası açmıyor. Hak aramanın masraflı olması ve sonuç alınamayacağı düşüncesi faillerin ciddi tazminat davaları ile muhatap olmalarına engel. Halbuki hak aramayı kolaylaştırıcı mekanizmaların geliştirilmesi piyasadaki klasik adli vakıaları da minimize edecektir. Öne çıkacak en önemli hak arama yolu, toplu dava açma hakkıdır.  Mevzuatımız var olan haliyle buna imkan tanımıyor. Yasal düzenlemelerle küçük yatırımcıya en önemli silahı olan toplu dava açma hakkı tanınmalı. Yurt dışında görülen benzer olaylardaki gibi yüklü miktarlarda çok katılımlı davalar açılabilmeli. Bu hak failler üzerinde de caydırıcı etki yaratacaktır.